''Çocuklar Maske, Mesafe ve Hijyen Kuralları Titizlikle Hatırlatılarak Okula Gönderilmeli''

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı  ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Burak Doğangün  ile pandemi sürecinin çocuk ve ergenler üzerindeki etkilerini ve  okul döneminde oluşturabileceği sorunları konuştuk.

Pandemi döneminde çocuk ve ergenlerin ruhsal yapıları nasıl etkilendi? Neler yaşadılar?

Önce yetişkinlerin yaşadığına benzer bir şok yaşadılar. Sağlığı korumak adına getirilen tedbirlerin çeşitli ruhsal etkileri oldu. Çok uzaklarda yaşanan ve de “bize etki etmez” diye düşünülen bu sağlık problemini enselerinde, yakınlarında hissettiler. Bu hissediş tahmin edileceği üzere sosyal ve görsel medya aracılığıyla öğrendikleri kısıtlamalarla oldu. Okullar kapandı. İlk dönemlerde tatil gibi algılandı. Kısa zamanda klasik bir tatil olmadığını çoğu hissetti. Ekşimsi-acımsı bir tatlıydı bu tatil. Sınavlar ertelenmişti. Okula gidilmiyordu ancak normalin dışında şeyler oluyordu. Okula dönüşen evdeki çok sayıdaki yetişkin, anne-baba, öğretmenler tedirgindi. Evlerde farklı bir yaşam tarzı başladı. Ebeveynler tatillerde bile olmadığı kadar uzun evlerde geçiriyorlardı zamanlarını. Bir çoğu işlerini, patronlarını, müşterilerini ekranlar aracılığıyla eve getirdiler. Ev kalabalıklaştı. Evin içi, “çevrimiçi” ile doldu. İzole ama kalabalık karantina sürecinde çocuklar ve de ergenler ihtiyaç duydukları alandan mahrum kaldılar. Dışarı çıkamama, arkadaşlarıyla görüşememe, okula gidememe gibi kısıtlamalara, somut olarak kolay farkedilmese de bu alan kaybı da eklendi.
 

Evde yeni rutinler oluştu. Günün belli saatlerinde evdeki herkes virüsle ilgili sayıların açıklanmasını bekler oldu. Uzaklarda olan tehlike yakınlara gelmişti. Bazı ailelerde gereğinden fazla dillendirilen bazı ailelerde ise adeta üstü örtülüp, saklanmaya çalışılan bu tehlike aslında her çocuğun adını bir şekilde duyduğu küçük bir mikroptu aslında. Küçük ama canavarlar kadar tehlikeli olabilen bu mikrop çocukları ve de gençleri okullarından, öğretmenlerinden, anneanne, babaanne, dedelerinden, akraba ve komşularından uzaklaştırdı. Ne olduğu ve bütün bunların neden yaşandığı kısmen bilinip anlaşılsa bile bundan sonra nelerin olacağı bilinmiyordu. Bilinmezlik, çocuk ve ergenlerin başlangıçta pek göstermedikleri kaygılarının katmerlenmesine neden oluyordu…

Kaygı, korku, endişe, anksiyete kavramları sıkça kullanılıyor. Bunların farkları var mı? Aynı şeyler mi anlaşılmalı?

Somut bir tehdit nesnesinin olduğu durumlarda yaşanılan bedensel ve ruhsal tepkilere korku diyoruz. Bir aslanın, timsahın, yılan gördüğünde kişinin kalbinin çarpması, kaslarının gerilmesi ve ortamdan kaçması gibi tepkiler korkunun özellikleridir. Somut bir tehdit olmadan yaşanılan benzer bedensel ve ruhsal tepkilere kaygı, endişe ya da tıbbi adıyla anksiyete diyoruz. Anksiyete sıklığının, süresinin, şiddetinin kişinin hayatını belirgin düzeyde olumsuz etkilediği ve işlevselliğini bozduğu durumları ise anksiyete bozukluğu olarak tanımlıyoruz.
 

Pandemi nedeniyle okulların kapanması, karantina kısıtlamaları ile birlikte çocuk ve ergenlerin anksiyetesi arttı mı? Arttıysa anksiyetelerini hangi belirtiyle gösterdiler, göstermekteler?

Evet arttı. Yapılan çalışmalar ve de klinik gözlemimiz doğrultusunda, çocuklarda anksiyete belirtilerinin arttığını söyleyebiliriz. Yaş gruplarına göre farklı belirtiler veriyorlar. Küçük çocuklarda dil becerileri yeteri kadar gelişmediğinden bedensel belirtiler gözleyebiliyoruz. Huzursuzluk, uyku sorunları, baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler görülebilmekte.  Kimisi kötü bir şey olacak gibi hissediyor, nedensiz ağlamalar, davranım bozuklukları görülebiliyor. Ergenlerde sıkıntılı hissetme, çabuk öfkelenme, izole olma, uyku sorunları gibi belirtileri sıkça görebiliyoruz.

Pandemi nedeniyle artan bu kaygının, başlayan okul döneminde, etkisi nasıl olacak sizce?

Dört faktörün önemli olacağını düşünüyorum. İlki pandemi sürecinin nasıl devam edeceği. İkinci dalga olacak mı ve de buna bağlı önlemler neler getirecek birlikte göreceğiz…

İkinci faktör çocuğun ruhsal dayanıklılığı. Rezilyans, esneklik, ruhsal elastikiyet de denilebilecek bu kapasiteye bağlı olarak çocuklar ve ergenler sorunlara uyum sağlayabiliyor. Rezilyans dediğimiz bu kavram nedeniyle çocuklar yaş ağacın esnemesi gibi esneyip, sonra doğrulabildi. Yetişkinlere göre daha az etkilenmediler ama ne iyi ki daha kolay adapte olup yaşama devam edebildiler. Edemeyenler de oldu, olmakta…

İşte üçüncü faktör diyebileceğimiz şey de pandemi öncesinde çocuk ya da gençlerin ruhsal sorunları; önceden anksiyete bozukluğu, depresyon ya da başka bir ruhsal bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluklarının daha şiddetli ve uzun yaşandığını gördük, görmekteyiz. Bu çocukların tedavilerini düzenli olarak sürdürmeleri çok önemli. Gerek psikoterapi gerekse ilaç tedavileri düzenli olarak sürdürülmeli…

Dördüncü faktör ise bu çocukların etrafındaki yetişkinler, yani ebeveynler. Ailelerin kendi kaygılarını nasıl yaşadıkları ve de yansıttıklarına bağlı olarak çocukların anksiyete belirtileri farklılık gösterecek.

Okullar kademeli olarak açılıyor. Bazı aileler çocuklarını okula göndermekte kararsızlar, kaygılılar. Sizin yorumlarınız nelerdir?

Evet, kademeli olarak bazı öğrenciler okullara dönüyor. Kademeli ve dönüşümlü eğitim planlanıyor. Çocuklar okuldan sadece bilgi almazlar. Sosyal olarak da beslenmeye ihtiyaç duyarlar. Akranlarıyla üç boyutlu, reel ortamda etkileşimleri önemlidir. Okula dönüş evdeki basıncı azaltacağı gibi, çocukların sosyal olarak da deşarj olmalarını sağlayacaktır. Evde kalarak online eğitim, oyun vs gibi nedenlerle artan ekran maruziyeti ve de radyasyon riski de azalmış olacaktır. Benim fikrim; evde kronik hastalığı olan, çok yaşlı ve de risk altında bireyler yoksa çocuklara maske, mesafe ve hijyen kuralları titizlikle hatırlatılarak çocukların okula gönderilmesi uygun olacaktır…

Hocam, son olarak ailelere düşenler neler? Nasıl davranmalarını önerirsiniz?

Çocuklarda dönemsel sıkıntılar olabileceğini unutmamalılar. Yani dalgalı bir seyir gözlenebilir. Biriken bazı ruhsal gerginlikler, belirgin bir neden görülmeksizin çıkabilir. Bu bağlamda çocukların neler hissettiğini anlamaya çalışmak önemli. Özellikle küçük çocukların kaygılarını anlamak adına önce dinlemeye çalışmak, sonra ifade edemediklerine tercüman olmaya çalışılmalı. Bunun için oyun, resim, bazı masal kahramanları gibi araçları kullanabilirler…

Ergen yaş grubunda ise; hazır olup ihtiyaç duyduğunda kendileriyle konuşabileceklerini, bir anlamda kendi ruhsal kapılarının açık olduğunu hissettirmeliler. Zaman zaman kendi yaşadıkları kaygıları abartmadan paylaşabilirler. Sıkıntılı bu süreçlerin insanlığın tarihinden beri yaşandığını, yaşamın devam ettiğini ve birlikte bu sürecin de üstesinden gelinebileceğini vurgulamalılar.

 

Haber: Ceylan ÇAKMAK


Öne Çıkan Haberler

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gökhan Aygün COVID-19 Süreciyle İlgili Açıklamalarda Bulundu

İnşaat Mühendisliği Bölümü Bünyesinde "Yapı ve Mekanik Laboratuvarı" Hizmete Açıldı

Hasan Âli Yücel Eğitim Fakültesi’nde Bayrak Değişimi

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Dergilerinin Yükselen İvmesi

Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinin Projesine TÜBİTAK 1512 Teknogirişim Sermayesi Desteği

Fatih Belediyesi ile "Cerrahpaşa Kütüphanesi" Protokolü İmzalandı